Kadının Evlilikteki Hakları - Necla Yasdıman

Ürün Kodu:
9786058916074
Teslimat Süresi: 1 - 3 Gün
Sayfa Sayısı: 270
Kağıt Tipi: Enzo
Tipi: Karton Kapak
Stok Durumu: Stokta Mevcut
Minimum Sipariş: 1 Adet
Kategori: Arapça ve Kur'an Kitapları
Piyasa Fiyatı:

25.00 TL

Bizdeki Fiyatı: 15.00 TL (KDV Dahil)

Sipariş için Telefon Numaralarımız:

0536 301 10 79

0505 979 88 88

0232 343 27 27

 

Kur’an- Sünnet- Fıkıh Bağlamında: Resmi ve Dini Nikah, Nikahın şartları, “Kadının Kocası Üzerindeki Hakları: Mehir, Nafaka, Mesken, Cinsel ilişki, doğum kontrolü, kadının kendi malında tasarrufu, kadının kocasının malında tasarrufu ve güzel muamele vb. hakları.

 

Ailede sevgi, tıpkı yeme ve içmeye olan bir ihtiyaç gibidir. Sevgi, Allah’ın en önemli ve olmazsa olmaz nimetlerinden biridir. Sevgi, yokluğunda bunalım yaratabilecek ve onu elde etme uğruna birçok günah yollara sapıtabilecek bir duygudur. Bu bağlamda âyette de “İçinizden, kendileriyle rahatlayacağınız eşler yaratıp; aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir..." (30/Rum, 21) buyrulmaktadır. Eşler ise bu sevgi ihtiyacını birbirlerinden alamamaları yüzünden acı çekmektedir. Eşiyle ordan burdan konuşmak, dinlenilmesini istemek, sevgi ve saygıya dayalı nitelikli bir beraberlik arzu etmek kadın için bir haktır. Yaptığı işler karşılığında kocasından takdir görmek, kıymetinin bilinmesini istemek, kadının en çok yerine getirilmesini talep ettiği haklardandır. Aslında, bunlar karşılıklı karı-kocanın birbirine göstermesi gereken müşterek haklardır.

Sahih rivâyetlerde bildirildiğine göre; Hz. Peygamber sevgiye değer vermekte, başkalarına da eşini sevdiğini söylemekten çekinmemektedir. Günümüzde kadınların büyük bir çoğunluğu kocalarının ilgisizliğinden yakınmaktadır. Halbuki, Hz. Peygamberin erkeğin karısını ihmal edecek kadar yoğunlaşmasını ibâdet için bile hoş görmediği nakledilmektedir. Bu meyanda, bir kimsenin ailesi için harcadığı parayı ve gayreti en yüksek sevap olarak göstermekte ve kişinin hanımının ağzına koyduğu lokmadan bile mükafat elde edeceğini söylemektedir.

İnsanları birbirine nezaket içerisinde hitap etmeye çağıran o yüce şahsiyet, kadınları kırılacak bir cam kadar nazik görmekte, kadınların vasıta kullanmalarını takdirle karşılamakta, hatta karısının rahat etmesi için bineğine örtü serip, binmesi için dizini basamak olarak kullandırmaktadır. Zaman zaman eşinin kendi dünyasında rahatlamasına ve eğlenmesine yardımcı olmaktadır. Birlikte yemek davetlerine katılmak, onsuz tadını alamadığı için eşinin davet edilmediği yere gitmek istememek, birlikte şakalaşıp gülmek, eğlenmek ve düğünleri eğlence sebebi saymak hep bu nitelikli beraberliğin Hz. Peygamberin hayatındaki görüntüleridir. İşte Hz. Aişe bu özeliklere sahip olan bir eşle evli olmakla en bahtlı kadının kendisi olduğunu açıkça itiraf etmektedir. Bunlar olmadığı takdirde diğer bütün maddî imkânlara sahip olmanın ne önemi vardır?

Buhârî ve Müslim’in “Sahîh’lerinde bulunan ve örnek olmak üzere sadece bir kısmını verdiğimiz bu rivâyetler; asırlardır kıymeti bilinmeyen ve her çağda değişik kisveler altında horlanıp ezilen kadına İslâm’ın verdiği değeri göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, bu davranış biçimi o yüce insanın Kadınlara güzel muamele edin ...” (Nisa, 19) âyetine fiili olarak getirdiği yorumun sadece bir kesitinden ibarettir...

 

 

Yrd. Doçent Dr. Necla Yasdıman hocamızın Kadının Evlilikteki Hakları kitabından alınmış alıntıyı incelemek için lütfen tıklayınız.

 

 

ÖNSÖZ

 

Aile, bugüne kadar kurulmuş olan bütün medeniyetlerde, dinlerde ve hukuk sistemlerinde toplumsal hayatın birliğini, bütünlüğünü sağlamaya yönelik düzenlemelerde en önemli objelerden birisi olmuştur. Bu yönüyle aile, insanlık tarihi boyunca en temel ve tabiî bir sosyal birim olarak varolagelmiştir. Ailenin önemli bir özelliği, değişmeler karşısında sürekliliğini her zaman korumuş bir kurum olmasıdır. Bu nedenle o, tarihî ve sosyolojik bir vâkıa olmanın ötesinde toplumlar için daima “hayatî” bir önem ifade etmiştir. Son yıllarda aile kurumu üzerine birçok bilim dalında kapsamlı araştırmaların yapılmış/yapıl iyor olması da bu hakikatin bir tezâhürüdür. Diğer taraftan, gün geçtikçe ailenin fertler ve toplumlar açısından yerine getirdiği fonksiyonlar daha iyi kavranmakta, bu ise önümüzdeki yıllarda aile ile ilgili çalışmaların artarak devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.

Biz de bu araştırmamızda, tarihte önemli bir yere sahip olmuş ve hala geniş bir coğrafyada varlığını sürdüren İslâm’ın aile yapısındaki erkeğin eşine karşı vazifelerini ele aldık.

Bilindiği gibi, gerek Türklerin ve gerekse diğer kavim ve milletlerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra müslümanların kültürlerinde zengin bir mozaik ortaya çıkmıştır. Bu meyanda, zamanla İslâmi olan ve olmayan unsurlar da birbirine karışmıştır. Örneğin, Arapların “Câhiliye” olarak isimlendirilen İslâm öncesi dönemlerindeki gelenek ve göreneklerinin İslâm sonrası dönem üzerinde derin izler meydana getirdiği görülmektedir. Tabiîdir ki, bu tesirler aile kurumu üzerinde de varlığını hissettirmiştir. Dolayısıyla, bugün İslâm ailesi denildiğinde bu kurumu oluşturan değerlerin ne kadarının İslâm’dan kaynaklandığı ve ne kadarının da atalar kültüründen alındığının tespiti önemli bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.

Bu meselenin kökenine inebilmek için, İslâm’ın aile yapısına şekil veren düzenlemelere ve bu düzenlemelerin temel dayanaklarına göz atmak gerekmektedir. Çünkü, özellikle “ictihad” yapılan konularda -insan unsurunun devreye girmesi sebebiyle- değişik hükümler ortaya çıkmakta, bu da uzayıp giden tartışma ve karmaşalara neden olmaktadır.

Hadisler konusunda da benzer sorunlar kendisini göstermektedir. Örneğin, aynı hadisin sıhhati hakkında muhaddislerin verdikleri farklı hükümler ve rivâyetlerin yorumlanmasında görülen değişiklikler ihtilaflara kapı açmaktadır. Bütün bu karışıklık içerisinde gözden kaçırılmaması gereken bir husus bulunmaktadır. O da: “İctihadlar”, “rivâyetler” ve “yorumlar”la sonuçta, asırlardır aileyi meydana getiren taraflardan birisinin, yani kadınların -bugün bir kısım İslam ülkelerinde de örneklerine şahit olduğumuz gibi- bazı hususlarda sıkıntıya düşmüş olmalarıdır.

İslam dünyası hergün yenilerini kendine çeken tüm bağlılarıyla birlikte giderek büyümektedir. Ancak İslam’ı ona bulaşan her türlü kirden, pastan temizlemek ve onu korumak da bizim birinci görevimizdir. Bugün İslam dünyasında ve kadınlar sahasında ortaya atılan ve halkın samimiyetle Hz. Peygamber’in söylediğini zannettiği sözlerin yol açtığı zararlar uzun süre ve asırlara mal olacak şekilde İslam Dünyasının gerilemesine yol açmıştır. Hala daha birçok sahada bunun sancısı çekilmektedir. Ancak bu hassas noktaya İslam’a gönül veren ve Allah’a samimi bir sevgi besleyen nice ilim adamı da gereken önemi vermemektedir. Cami kürsülerinde, piyasada satılan kitaplarda ve vaazlarda bu zayıf veya uydurma hadisler kol gezmekte, çok az kimse kaynak araştırması yapmaktadır.

Faziletli ameller sahasında pek fazla zararı yok gibi gözüken zayıf ve uydurma hadisler, kadınlar söz konusu olduğunda kendine saygısı olan herhangi bir hanımı fazlasıyla rencide etmektedir. Kimbilir belki de asırlardır alimlerin erkeklerden çıkması ve halka indirgenmeyen sahih hadis-zayıf hadis meseleleri bugünkü kadar sorun ortaya çıkarmıyordu. Ancak dinini Allah’ın istediği şekilde yaşamaya azmetmiş olan bayanlarımıza Hz. Peygamber’in söylemediği sözlerle O’na atfederek dayatma yapmak istismar ve zulümden başka bir şey değildir. Nitekim bugün medyada, yayın organlarında ve internette İslam aleyhtarları bu açıklardan istifade edip yine bizim malzemelerimizle bizi vurmakta, genç beyinlerimizi ve İslam hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kişileri kendilerine çekebilmektedirler.

Dinimiz gibi önemli bir sahada kaynak araştırması yapmamak ve önüne gelen haberi tetkik etmeden doğru kabullenmek, dinin temellerinin değiştirilmesiyle eşdeğerdedir.

 

Aslında bir haberin kaynağını araştırmak, Kur’ân-ı Kerim’de mü’minlere verilen İlâhi emirler arasındadır: “Ey iman edenler! Size yoldan çıkmış (fâsık) birisi bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz. Sonra da yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 6).

Araştırmamızın ilerleyen safhalarında görüleceği gibi, bu ayeti gözardı etmemiz sonucu bilmeyerek kendilerine kötülük yapılan bir grup da kadınlar topluluğu olmuştur.

Günümüzde iletişim imkanlarının artması, kitapların çoğalması ve çeşitli ilk dönem Arapça kaynak eserlerin tercümeleri sayesinde problemlerin halktan her kesim tarafından görülmesi ve incelenmesi sağlanmış, kadınlar da bu vesileyle kendileriyle âlâkalı bazı rivâyetleri sorgular hale gelmiş, haklarını aramaya başlamışlardır. Hak aramaya başlamak asla bazılarının dediği gibi Feminizmden etkilenme değildir. Tarih boyunca rûhî hassasiyeti anlaşılamayan kadın, ayrıca din perdesi altında da ezilmekle karşı karşıya kalmıştır. Abdullah b. Ömer gibi bir sahabi şu sözleri nakletmektedir: “Hz. Peygamber devrinde hakkımızda ayet nazil olur korkusuyla hanımlarımıza elimizi ve dilimizi uzatmaktan sakınırdık. Hz. Peygamber vefat edince dilimizi ve ellerimizi onlara uzatır olduk..." (Buhârî, Nikah 80).

Sonuç olarak değerli okuyucular, her müslümanın üzerine düşen en büyük görev; İslâmî onun söylemediklerinden kurtarmak, Allah ve Rasûlü’nün gerçek ama yalnızca gerçek sözlerinin arkasında yatan ilkelere bağlanıp Kur’an ve Sünnet rehberliğinde bir ömür yaşarken bilmeden fetva vermekten sakınmak, bid’atlerden uzak gerçek İslâmî yaşamaya çalışmaktır.

Araştırmalarımız sırasında gördük ki; Aile Hukuku’nda kadınlarla ilgili bazı konularda, hiçbir ayet ve hadis bulunmamasına rağmen, tamamen örfün ve diğer kültürlerin tesiriyle verilen hükümler temel kaynak eserlerde yer almış ve bu hükümler naslar gibi tartışmasız kabul edilerek günümüze kadar tatbik edilerek gelmiştir. Hatta bugün bile, bazı akademik çevreler de dahil olmak üzere, İslâm ülkelerinde yayınlanan eserlerin önemli bir kısmı zikredilen anlayışın şerhleri hüviyetini taşımaktadır.

İslam Tarihi boyunca kadınları ilgilendiren konularda verilen hükümlerin ve ortaya konulan çalışmaların tamamına yakın bir kısmının erkekler tarafından yapılmış olması da son derece düşündürücüdür. Bu çalışmalarda, genellikle, bir kadının alın teri, göz nuru bulunmadığı gibi, “kadınlarla ilgili hükümlerde” mesnet olarak kullanılan delillerin yorumunda da, kadınların ruh dünyasını aksettiren izlere fazla rastlanılmamaktadır.

Biz “Aile Hukuku” içerisinde nikâhtan başlamak üzere, nikâhlı kaldığı müddetçe kadına verilen hakları, dolayısıyla erkeğin eşine karşı vazifelerini ortaya koyan hükümleri, bu hükümlerin mesnedi olan hadisleri tahlil etmeyi, ve mezheplerin bu hadisleri yorumlayışlarındaki isabetini sorgulamak amacıyla yaptığımız bu çalışmamızın, İslâm öncesi dönemden İslâm sonrası aile kurumuna aktarılmış bulunan gelenek ve görenekleri tespit etmeye katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Yine, sadece “Aile Hukuku” sınırları içerisinde değil, ama kadınları ilgilendiren bütün sahalardaki hükümlerin yeniden ve daha özenle incelenmesi gerektiği hususunda bir ihtiyacın oluşmasına katkı sağlayacağını umuyoruz.

Bütün bu temennilerin ötesinde, bu araştırmanın günümüz İslâm ülkelerinde yaşayan kadınların içinde bulundukları bazı olumsuz şartları ve onları bu şartlara taşıyan nedenlerin en azından bir kısmını daha iyi kavramaya vasıta olacağı kanaatindeyiz.

Araştırmamız bir “Giriş”, “Üç Bölüm” ve bir “Sonuç”tan oluşmaktadır.

Giriş bölümünde; araştırmanın konusu ve alanı, araştırmanın kaynakları, araştırmanın metodu ile eserin mâhiyeti hakkında bilgi verdik.

Birinci Bölümde, öncelikle aile ve nikâhın tanımı üzerinde durduk. Arkasından, nikâhın şartları bağlamında icab ve kabul sözleri, evlenme manilerinin bulunmaması, kız ve dul kadının evliliğe rızası, nikâh akdini taraf olarak kadın yerine velînin icrâ etmesi, şâhitlerin bulunması ve evliliğin ilânı ile resmî nikâhın hükmü gibi konuları işledik.

İkinci Bölümde, “Kadının Kocası Üzerindeki Maddî Haklan” başlığı altında mehir, mehir kavramının tanımı ve hukûkî yönü, mehirin çeşitleri ve miktarı, nafakanın tanımı ve hukûkî yönü, nafakanın konusu ve miktarı, nafakayı gerekli kılan şartlar, nafaka yükümlülüğünün ifa edilmemesi konularını irdeledik.

Üçüncü Bölümde ise, “Kadının Mehir ve Nafaka Dışındaki Haklarından cinsel ilişki hakkı, hayız, nifas ve cinsel ilişki, azil ve doğum kontrolü, kadının kendi malında tasarrufu, kadının kocasının malında tasarrufu ve güzel muamele konularını gözden geçirdik.

Sonuç Bölümünde genel bir değerlendirme ile araştırmamızı tamamladık.

Böyle bir çalışmanın ortaya çıkmasında bana yardımcı olan danışman hocam Prof. Mehmet Cemal Sofuoğlu’na teşekkür borçlu olduğumu belirtmeliyim. Ayrıca, görüşlerinden istifade ettiğim Prof. Ali Osman Koçkuzu, Prof. Abdülkadir Şener, Prof. M. Hayri Kırbaşoğlu, Prof. Mehmet Şener, Doç. Dr. Mehmet Görmez, Doç. Dr. Mustafa Yıldırım’a teşekkürlerimi ifade etmeliyim.

 

Dr. Neclâ Yasdıman Demirdöven

Kadının Evlilikteki Hakları - Necla Yasdıman


Ortalama Puan
0
Yorum Yaz
Bu sitede yer alan tüm yazılı ve görsel içerik MN EĞİTİM ÖĞRETİM YAYINCILIK BİLİŞİM REKLAM İNŞAAT SANAYİ VE TİC. LTD. ŞTİ. tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, kullanılamaz çoğaltıp dağıtılamaz.