|
DinDersi.com Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi 2008-2009 Yıllık Planlar Günlük Planlar Zümreler Toplantı Tutanakları
|
 |
Toplumsal bir ıslahtan söz ediyor ve bunun hayalini kuruyorsak yıllardır
ihmal edilen gençlere ve çocuklara yönelik projelere yer vermeden bu
ideali gerçekleştiremeyiz. Bundandır ki başkanlık yaptığı bir anketle
kırk yaş üstü cemaatin %70’inin camilerde istemediği çocukları da
gündemine aldı ve camileri çocuklara sevdirmek, cemaati çocuklarla
hemhal olmaya alıştırmak için harekete geçti. Bütün çocukluğu televizyon
karşısında, gençliği popüler kültürün eteğinde yetişen bir nesil nasıl
namaz kılsındı ki? Hayatında bir kez bile cemaatle olmanın huzurunu
çocuk benliğinde hissetmeyen bir yetişkini ayakları nasıl götürürdü
camiye?
Camilere çocuk parklarının yapılması ve hanımlara özel
bölümlerinin yeniden düzenlemesi ile başlandı işe. Öyle ya anne
gelebilmeli ki çocuk camiye alışsın. İlk örnek Ankara
Kocatepe Cami’inde gerçekleştirildi. Elbette
bir anda olacak şeyler değil bunlar her şehirde yüzlerce camimiz var ve
başkanlığın bütçesi ile bütün camilerin bu şekilde elden geçirilmesi çok
da mümkün görünmüyor. Cami derneklerine, vakıflara, hayır sahiplere
büyük iş düşüyor burada.
Başkanlığın çocuk projesi parklarla sınırlı değil elbette.
Çocuklar için hazırlanan takvim, çocuk dergisi sitesi, tarihi ve mimari
özelliği bulunan camilere geziler düzenlenmesi, Din Hizmetleri Gelişim
Projesi, tatil dönemleri için umre programları hep bu projenin birer
parçası. Meseleye sadece namaz alışkanlığının kazandırılması gözüyle
bakmıyoruz tabi ki. Artık tüm toplumlar 5-6 yaşında başlarken her türlü
eğitime bizim dini eğitim için yılların geçmesini beklememiz insafsızlık
değil mi bu çocuklara?
Geçmişte ecdadımızın sünnetten ilham alarak gerçekleştirdiği
gibi bu mukaddes mekânların sadece namaz vakitlerinde birkaç ihtiyarın
uğradığı bir yer olmaktan çıkarılıp kütüphanesi, çocuk parkı, spor
salonu, hanımlar için özel sohbet haneleri ile yeniden hayatın
kalbindeki yerini alması, mahalle hayatının merkezinde olması
gerekmektedir. Tüm bu çabalar özellikle çocuklarımızın rableri ile daha
sağlıklı ilişkiler kurması için elzemdir aynı zamanda.
Camiler için uygulanabilir bu projelerin yanında Kur’an Kursları da
unutulmamalıdır. Malumunuz ülkemizde zorunlu eğitim artık 6 yaşında
başlıyor ve Kur’an Kursları için yaş sınırlaması da kaldırıldı.
Çocuklarımızı camilere, kurslara gönderip dini eğitim almaları için 12
yaşını doldurmalarını beklemek zorunda değiliz. İlköğretim ve liselerde
bu ihtiyacın karşılandığı söylemek ütopyada yaşamaktır.
İlköğretim okullarındaki anasınıflarının yanında ( ki bu sınıflarda dini
eğitim yoktur.) bugün
pek çok özel anaokulu bu işi resmi ya da gayri resmi kanallarda yapmakta
ve halkın büyük teveccühü kazanmaktadır. Şurası muhakkak ki din
birilerinin dediği gibi bir afyon değil rabbimizin fıtratımıza
yerleştirdiği bir ihtiyaçtır. Cemaatler, vakıflar açtıkları anaokulları
ile din eğitimi vermektedirler ve sayıları her geçen gün hızla
artmaktadır. Fakat ne bu kurumların denetimini gerçekleştiren sosyal
hizmetler ne de müftülükler muallâkta olan bu eğitimi
denetleyememektedir.
Oysa ki ülkemizde İslam Dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile
ilgili işlerini yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak D.İ.B.’in
başlıca görevleri arasındadır. Kadınlar, erkekler, gençler ve çocuklar
için yeni projeler hayata geçirilirken başkanlık bu açığı da gündemine
almalı, çocuklarımızı gönül rahatlığı ile gönderebileceğimiz, çocuk
psikolojisinden ve dini eğitimden anlayan kişilerin görev aldığı
anaokulları açarak bu konuda topluma bir alternatif sunmayı kendine
görev bilmelidir.
Bilindiği üzere ülkemizde din eğitimi programları Cumhuriyet döneminin
eğitim felsefesinin ürünüdür. Bu açıdan dini eğitim, din-devlet, din-siyaset
ilişkileri gözetilerek laiklik ilkesine ters düşmeyecek şekilde
hazırlana gelmiştir.
Cumhuriyetin ilanından sonra okullardaki din eğitimi kademeli olarak
azaltılıp etkisizleştirilmiş ne var ki 50’lere ulaşıldığında bir yandan
cenaze işleri ile ilgilenecek, namaz kıldıracak ehliyete sahip kişilerin
bulunamamasına halktan gelen tepkiler öbür yandan toplumda batıl
inançların, tarikatların hızla yayılması yeniden din eğitimi ihtiyacını
gündeme getirmiştir.
Gündeme alınan “okullarda
dini eğitim” mevzusu
50’lerden bu yana çok az değişiklik dışında çocuklara İslam dininin
temellerini doğru bir şekilde anlatmak, ibadet şekillerini öğretmekten
ziyade vatanı korumak, yardım kurumlarına sadaka ve zekât verilmesini
teşvik etmek ve bunun yanında İslam dinini bir kültür olarak diğer
dinlerle birlikte anlatmaktan öteye geçememiştir. Rahatlıkla
diyebiliriz ki bu konuda yapılan reformlar toplumun ihtiyaçlarına cevap
vermek yerine devletin laiklik ilkesini koruma refleksinin bir ürünü
olarak çıkmıştır.
Laikliği kendilerinden örnek aldığımız batı toplumlarında bile dini
eğitime devlet müdahale etmez ve bu eğitim kilise eliyle yapılırken
bizim ülkemizde dini eğitim bizzat devlet eli ile yapılmakta başka
türlüsüne de devlet izin vermemektedir.
Din eğitimi veren kurumlar;
Devlet eliyle yapılan din eğitimini başlıca iki kurum D.İ.B. ve M.E.B.
gerçekleştirmektedir. M.E.B. ilköğretim okullarında 3. sınıftan itibaren
haftada iki saat, liselerde ise bir saat din dersi vermektedir. D.İ.B.
ise yakın bir zamana kadar kuran kurslarında verdiği bu eğitime 12 yaş
üstü öğrencileri sadece yaz kurslarında alabilmekteydi. Kısa süre önce
başkanlığın ilgili kanununda değişiklik yapılarak yaş sınırlaması
kaldırıldı. Okullarda verilen bu birkaç saatlik eğitimin de dini eğitim
değil bir kültür eğitimi olduğunu tekrar hatırlarsak ortaya çıkan
boşluğu daha iyi görürüz.
Okulda verilen dini eğitimin ( doğrusu kültür eğitimi) yetersizliğini
tespit ettikten sonra çözüme geçersek akla şu sorular gelmektedir: Okul
çağında verilmeyen bu eğitimin boşluğu nasıl doldurulmalıdır? Kimler bu
eğitimi vermelidir? Bu eğitim verilirken nelere dikkat edilmelidir?
Gerekli dini eğitim verilmezse sonuçlar ne olur? Sondan cevaplayarak
başlarsak önceki yazıda da dediğimiz gibi din bir ihtiyaçtır ve biz bu
ihtiyacı sahih kaynaklardan beslenerek karşılamazsak yerini gayri sahih
şeyler kolaylıkla alır. Bugün
hangi gazeteyi açsak karşımıza çıkan boy boy haberlerde ahlaki
yozlaşmadan dem vurulmasının, herkesin gençlerden şikâyet etmesinin ya
da türedi Müslüman gençlerin ortaya çıkmasının başlıca nedeni de bu
eğitimin ya verilmemesi ya da yanlış kaynaklardan öğrenilmesidir. Geçtiğimiz
hafta internete düşen videoyu sanırım görmüşsünüzdür. Kâbe’nin
yerini bilmeyen, peygamberimizin kabrinin nerede olduğundan bihaber pek
çok insanımız var.
Okul öncesi dönemin din eğitimi açısından önemi;
Okullarda verilen eğitimin niteliğini bir tarafa bıraksak dahi olayın
bir başka boyutu ilköğretim ve lise yıllarının dini eğitim için
fazlasıyla geç olmasıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar 4-6 yaş
dönemindeki çocukların öğrenmeye ve etkilenmeye diğer yaşlara kıyasla
daha açık olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu yaş dönemi çocuğun
Allah tasavvurunun oluştuğu, bayram, namaz, ölüm, cennet-cehennem ile
ilgili sorular sormaya başladığı yaştır ve bu sorulara verilecek yanlış
cevaplar yahut susmak ilerleyen yıllarda çocuklarımızın İslami
yaşantısını kökten etkileyecektir.
Okul öncesi dönem çocuklarında yapılan araştırmalar bu yaş grubunun
kendilerini seven, çok büyük ve cennette yaşayan bir Allah tasavvuruna
sahip olduğunu göstermektedir. Bu dönemde çocuk “Allah’ın boyu ne kadar,
neden göremiyorum, yalnız mı yaşıyor, arkadaşları var mı ?” gibi
sorularla merakını açığa çıkararak aslında dini eğitimin başlaması
gerektiğinin sinyallerini verir bizlere.
Çocukların en kolay ve kalıcı bir şekilde öğrendikleri bu dönemi çoğumuz
çocuğu bilgisayar, televizyon karşısına oturtarak geçiriyoruz.
Anaokullarına giden çocuklar ise bütün bir yıl boyunca boyama ve çeşitli
faaliyetler yaparak bu dönemi geçiriyorlar. Hâlbuki
anaokulları bunun yanında çocuklara bazı alışkanlıkların kazandırıldığı,
milli ve manevi değerlerin verildiği yerler olmalıdır. Çünkü bu yaşta
verilen doğru dini eğitim ( daha doğrusu dinin duygu yönünün çocuğa
kazandırılması) ilerleyen yaşlarda çocuklarımızın kendine güvenen,
huzurlu birer birey olmalarına imkân verecektir. Yine bu yaşta çocuğu
Allah’ın cezalandırması ile korkutmak, dini eğitimde başarısız olduğu
zannedilerek azarlamak, cezalandırmak, küçümsemek ya da çocuğa bu konuda
fazla yüklenmek çocuğun dinden tamamen soğumasına neden olacaktır.
Sonuç olarak;
Tüm bu saydığımız nedenlerden dolayı okul öncesi dönem din eğitimi
düşünülmeden yapılan itirazlara ve zannedilenin aksine hayati önem
taşımaktadır. “Çocuğu din
konusunda serbest bırakalım, dini eğitim gençliğinde verilmeli” tezini
savunanlar İslam dininin değil başka bir dinin müntesibi olan bir çocuk
bile yetiştirmekten çok uzak olup ateist bir neslin yetişmesine katkı
sağladıklarını biliyorlar mı acaba? Modernizmi
savunanların her fırsatta başvurdukları batı toplumlarının pek çoğunda
dini eğitim bizdekinden daha erken yaşlarda ve saat bazında daha fazla
verilmektedir.
Meseleye “Laik cumhuriyet
elden gidecek!!!” penceresinden
bakmak yerine dinin olmadığı yerde evrensel bir ahlaktan, iyilikten söz
edilemeyeceğini görsek ülkemizin yeni nesilleri için çok daha sağlıklı
adımlar atamaz mıyız?
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın il başkanları toplantısında “
Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz, bizden ateist bir nesil
yetiştirmemizi mi bekliyorsunuz? “ sözleri ve Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül’ün “ Dinimizi yeni
nesillere yaymak Diyanet İşleri Teşkilatı'nın en önemli görevlerindendir.”
Diyerek başbakana destek olması devletin zirvesinde de bu konunun
gündemde olduğunu ve D.İ.B.’den beklentilerin giderek arttığını
göstermektedir.
Ülkemizde anaokulları gerçeği;
Bilindiği üzere ülkemizde anaokulu eğitimi ilköğretim okullarında
var olan anasınıfları/ a.okulları ya da özel anaokulları olmak üzere
ikiye ayrılmaktadır. Birincisini meb müfettişleri denetlerken
diğerlerini kuruluş şekline göre bulundukları şehirlerde meb veya sosyal
hizmetler kurumu denetlemektedir. İster özel ister resmi olsun bu
okullarda çocuk gelişimi veya sosyal hizmetler bölümünden mezun olanlar
görev alabilmekte ( resmi olarak) ve müfredatlarında dini eğitim
bulunmamaktadır. Özel kreşler-anaokulları amaçlarından bahsederken “
Milli ve manevi değerlerine bağlı bireyler yetiştirmek” istediklerini
söyleyerek zımnen de olsa dini eğitim verdiklerini velilerine işaret
ederler.
Müfredatta olmayan bu eğitim anne babaların yoğun talebi
nedeniyle bugün özel okulların anasınıfları da dâhil olmak üzere pek çok
anaokulunda verilmektedir. Bunun yanı sıra resmi olmayan pek çok
anaokulu da özelde bu amaçla kurularak dini eğitim ağırlıklı dersler
yapmakta hatta bu tarz gayri resmi kreşlerin sayısı resmi olanları bazı
şehirlerde de geçmektedir.
Aileler neden anaokulunda dini eğitim istemektedir;
Tüm bunlar ebeveynlerin çocuklarını dini en güzel şekilde
öğreterek büyütmek istemelerinin doğal bir tezahürü olarak karşımıza
çıkmaktadır. Batıda tüm olumsuz propagandalara rağmen insanların
kalplerindeki susamışlığı giderecek tek çare olan İslam dini hızla
yükselen bir değer haline gelirken ülkemizde de insanlar iman ettikleri
dinleri hakkında daha bilgili olmak istemekte, çocuklarını kendilerinin
sahip olduğundan daha donanımlı bir şekilde hayata hazırlamak için
uğraşmaktadırlar.
Arz talep dengesini aileler lehine tutturabilen pek çok cemaat,
vakıf, dernek ve kuruluş gerek müntesiplerinin sayısını artırmak ve
doğru bildiğini anlatıp aktararak örnek bir nesil oluşturmak gayretiyle
gerekse ticari kaygılarla bu işin içine girmektedir.
Verilen eğitimin kalitesi ve denetimi;
Aileler için alternatiflerin çoğalması bir avantaj gibi görünse
de verilen dini eğitimin hiçbir şekilde denetlenemiyor oluşu çoğu
ailenin farkında olmadığı ciddi bir sıkıntıdır aslında. Resmi ya da
gayri resmi bu kurumların çoğunda çalışanlar ya imam hatip lisesi mezunu
kızlarımız yahut alaylı usulüyle bu işin içinde yetişmiş birkaç kreşte
çalışarak tecrübe kazanmış bayanlar olmaktadır. Toplumun daha elit
kesimlerine hitap etme kaygısı taşıyan, prestije önem veren kimi
anaokullarında ise az sayıda da olsa ilahiyat fakültelerinden mezun olup
farklı sebeplerle ( ki çoğu başörtüsü problemi nedeniyle devlette
çalışamayan) resmi kurumlarda çalış(a) mayan kardeşlerimiz çalışmaktadır.
Özel kreşlerde verilen dini eğitimin olumsuz
yönleri;
√ Kreşlerde/ anaokullarında dini eğitim veren arkadaşlarımızın,
kardeşlerimizin büyük çoğunluğu diğer öğretmenlerin aksine hiçbir sosyal
güvenceye sahip olmadan çok cüz’i maaşlar karşılığında bu işi yapmakta
yorumlarda da belirtildiği üzere “
Zaten başka yerde çalışamazsın, verdiğimi kabul etmek zorundasın.” Mantığı
ile sık sık ezilmektedirler. Takdir edersiniz ki bir birey yaptığı işi
ne kadar severse sevsin olumsuz çalışma şartlarından etkilenmekten
kendini tam olarak koruyamaz ve bu durum eğitim verilen çocuklara da
yansır.
√ Velilerin küçük müdahaleleri dışında denetlenemeyen bu eğitim
formal yönden eksiklikler barındırmaktadır. Çünkü çocuklara verilen dini
eğitim her ne kadar çok basit bir düzeyde algılansa da çocukların
seviyesine inip onların ruh dünyalarına hitap etmek, dikkatlerini
çekebilmek, dersi oyunla öğretmek, çocuğu din eğitiminde cezalandırmamak
gibi çoğu husus göz ardı edilmektedir. Hâlbuki çocuğun şahsiyetinin
temellerinin atıldığı bu dönemde atılacak yanlış adımlar çocuğun dini
bir bilgiyi eksik öğrenmesinden ziyade dinden uzaklaşmasına sebep
olmaktadır.
√ Ücretlerinin daha düşük olması sebebiyle bir kısım ailelerin
tercih ettiği g. resmi anaokullarında yemek, servis gibi çocukların
temel ihtiyaçları hakkıyla karşılanmamakta, bunun yanında binalar
çocuklara eğitim vermeye de çoğu zaman uygun olmamaktadır.
√ Diğer anaokullarına karşı rekabet içinde olan bu kurumlar daha
iyi olduklarını göstermek için duygudan çok bilgi ağırlıklı bir eğitim
metodu takip etmektedir. Uygulanan yanlış metotlar nedeniyle özellikle
cüz ve Kuran eğitimi bazı çocuklar için bu eğitim döneminden sonra “Sıkıcı
bir uğraş olarak” tarif
edilmektedir.
Oysaki bu dönem çocuğuna dini eğitim verilirken dinin duygu yönü
ön plana çıkartılmalı, çocuğun sorularına onu tatmin edecek cevaplar
vermek hedeflenmeli, ödül ve teşvik kullanılırken ceza kullanılmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki bu yaş çocuğu ne sure ezberlemekle ne namaz kılmakla
mükelleftir. Çocuğun kapasitesine göre istediği ve öğrenebildiği kadarı
kabul edilmelidir.
Sonuç olarak;
Burada bahsettiğimiz riskler gözlem ve tecrübelerimizden ancak
aklımıza ilk gelenlerdir. Yazının uzaması endişesi ile yazamadığımız
daha birçok nokta vardır. Güzel
hedeflerle ve iyi niyetlerle yola çıkan bu kurumlar kalifiye eleman
eksikliğinden ve piyasadaki genel çalışma şartlarını kabul etme
tembelliği ile daha kaliteli olabilecek bu eğitimi kimi zaman çocuklar
için zararlı bir hale getirebilmektedirler.
Bizim bunları yazmaktaki amacımız özel anaokullarını karalamak
yahut ticari kazançlarına engel olmak değil bilakis Diyanet İşleri’nin
bu meseleye dâhil olması ile hem verilen eğitimin denetlenebilmesini,
hem ihtiyaç duyulan kalifiye öğretmenlerin başkanlık kanalıyla
yetiştirilmesini hem de D.İ.B.’in açacağı anaokullarının örnekliği ile
kalitenin arttırılmasını sağlamaktır.
Böylece aileler tercih yaparken daha güvenilir kıstaslara
başvurarak, daha emin bir şekilde çocuklarını teslim edebilecekler ve
kaliteli olan kurumlar da bu kalitelerini ispatlamış olacaklardır.
DinDersi.com
|
|